17 Ağustos 2020 Pazartesi

Geçmişten Günümüze Epilepsi

Düşme hastalığı, düşüren hastalık, tutarga, peri hastalığı, oğlan boncuğu... Bu isimlerden bir kaçına aşina olsanız da duymadıklarınız vardır eminim. Onca yıllık beraberliğim var bu hastalıkla, tutarga ve oğlan boncuğu isimlerine hiç rastlamamıştım. Bazı isimlerin oluşumu batıl inanca dayanırken,  bazılarının oluşumu nöbet sırasında hastaların gösterdikleri tepkilere dayanıyor. Bazıları ise ne yazık ki bilinçsizliğe...

Halk arasında 'sara'dan sonra en bilinen isim 'peygamber hastalığı'dır. Temporal lob epilepsisinde halüsinasyon, delüzyon, olmayan sesler duyma, tuhaf hisler, anıların canlanması gibi olaylar yaşanır. Yaşanan temporal lob nöbetleri arasında halüsinasyon olarak peygamber görüp onunla diyaloğa geçme gibi vakalar da gerçekleşmiştir. 

Hasta bu durumda karşısındaki insanı ya da bir nesneyi peygamber olarak görebilir,

olmayan sesleri duyarak o görüntü ile eşleştirebilir ve birebir diyaloga geçebilir. Bu gibi durumlarda genelde aşırı dinsellik (din saplantısı ve din konusunda kendinden aşırı emin olma) ve hipergrafi (genellikle de din olmak üzere belirli bir konuda aşırı derecede yazma isteği duyma) yaşanır.

Fransız Katolik azizesi Jeanne d'Arc 16 yaşındayken aşırı dinsellik sebebi ile yüzyıl savaşlarının seyrini değiştirmiş bir epilepsi hastası olduğu düşünülmüştür. Yaşadığı hisleri şöyle dile getirdiği söylenir, “On üç yaşımdayken, Tanrı’nın, kendimi yönlendirmemde bana yardımcı olan sesini duydum. İlk seferinde çok korkmuştum. Ses bana öğle vakti duyurmuştu kendini. Mevsimlerden yazdı ve o sırada babamın bahçesindeydim.” Ve şöyle devam eder, “Tanrı bana gitmemi emrettiğine göre gitmeliydim.  Ve bu emri bana veren Tanrı olduğu için, yüz babaya ve yüz anneye sahip olsaydım ya da bir kralın kızı olsaydım bile giderdim yine de.”

Günümüzde yaşanan vakalar arasından da İsrailli araştırmacıların gözlemlediği bir vakayı ele alabiliriz. Hastanın beyin dalgaları izlenir durumdayken nöbet gerçekleşir. O an yaşanan olayları doktorlar şu şekilde dile getirmiş, "Yatakta uzanırken hasta birden donakaldı ve tavana birkaç dakika boyunca bakmaya başladı. Sonradan Tanrı’nın ona yaklaştığını gördüğünü söyledi. Sonra yüksek sesle dualar etmeye başladı ve başına geçirmek için kipasını aramaya koyuldu. Sonra birden “Ve sen, tanrımız Adonai” (Musevi tanrısının adı) diye bağırdı. Söylediğine göre Tanrı ona gözükmüş ve İsrail halkına kurtuluş getirmesini emretmiş. " Daha sonra bedenine bağlı kabloları söktüğü ve ilk gördüğü kişiye “Tanrı beni sana gönderdi” dediği anlatılmaktadır. 

Yaşanan halüsinasyonlarla oluşmuş aşırı dinsellik, hipergrafi durumları, epilepsinin insanı tanrıya daha çok yaklaştırdığını düşündürmüş ve kutsal hastalık olarak bahsedilmesine sebep olmuştur. 

Hipokrat ise M.Ö. 400' de “on the sacred disease” (kutsal hastalık üzerine)  ismi ile  ilk epilepsi konulu kitabını  yazmıştır. Peygamber hastalığı veya kutsal hastalık olarak bilinen epilepsiden 'mukaddes hastalık' olarak bahsederek bunun bir beyin rahatsızlığı olduğunu, peygamberlikle bir ilgisi olmadığını iddia etmiştir.

Zamanla Hipokrat'ın yazdıkları unutulmakla birlikte 1487 yılında Jacob Sprenger ve Heinrich Kramer adlı iki papaz, ''Malleus Maleficarum'' (cadıların çekici) adlı bir kitap yazar. Bu kitapta epilepsi nöbeti geçirenler cadı olarak damgalanır. Ne yazık ki yaklaşık 200.000 kadının bu sebeple yargılandığı, işkence gördüğü ve öldürüldüğü bilinir.

Hala daha buna benzer inanışların günümüzde var olması ne acı...

Epilepsinin tarihini araştırırken beni şaşırtan, hastalığı keşfedecekken tekrar gericiliğe dönüştür. Bir başka şaşkınlığım ise epilepsi hakkındaki araştırmaların Babiller' e kadar dayanması oldu. M.Ö. 1000 yılına ait tabletlerde Babilli hekimlerin epilepsiyi iblis ve hayaletler ile ilişkilendirdiği görülmüştür. Eski Mezopotamya'da ise  “Sakikku kil” (tüm hastalıklar) adlı tabletlerinin bir kısmında epilepsi hastalığından bahsedilmiştir (M.Ö. 718-612). Ne olduğu pek saptanamasa da  az uyumak, duygusal sorunlara sahip olmak gibi sebeplerin epilepsiyi tetiklediğine dair doğru yaklaşımlarda bulunmuşlardır.

Tıpta epilepsi üzerine araştırmaların başlama tarihi 1800'lü yılların başlarıdır. İlk ilaç ise yaklaşık 150 yıl önce geliştirilmiştir.

Tıbbi çalışmalar sonucu, günümüzde nöbetleri durdurmaya yönelik ilaç kullanımı, pil uygulaması, cerrahi müdahale gibi tedavi yöntemlerinin olduğunu biliyoruz, bizi rahatlatan ise bu alanda çalışmaların hala devam ettiğinin haberlerini alabilmektir.

Sağlıkla kalın...



Kaynakça:

oguzerdinc.com 

yeditepeepilepsisiz.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder