2 Ağustos 2020 Pazar

Sizi Aurama Davet Ediyorum

Epilepsideki aura beni her zaman etkilemiştir. 

Öyle enteresan şeyleri öyle değişik zamanlarda yaşıyorum ki gerçekten büyüleyici. Yaşadığım hissi benimsedim sanırım, bazen aurayı kendi kendime oluşturduğumu bile düşünüyorum. Böyle bir olasılık var mı, aura tam olarak nedir ve nasıl yasanır birlikte araştıralım istedim.

Aura fokal nöbet başlangıcının habercisidir.

Fokal nöbetler beynin belli bir bölümünde oluşuma başlayan nöbetlerdir.
Aurada bilinç yerindedir fakat değişik psikolojik durumlar yaşanır. Korku, çekingenlik, üzüntü gibi duygu durumları yaşanırken deja vu (yaşanılan anın daha önce yaşanmışlık hissi),  jamais vu (bulunduğun mekanları, gördüğün kişileri tanıyamama), mikropsi (cisimleri olduğundan daha küçük görme),  makropsi (cisimleri olduğundan daha büyük görme), depersonalizasyon (kendi bedenine yabancılaşma hissi) derealizasyon (bulunduğun atmosfere yabancılaşma hissi) gibi psikolojik durumlar da yaşanabilir. Ayrıca değişik tat, değişik koku alma gibi aslında var olmayan duyuları da hissedebiliriz.

Aura süresi 30 saniye civarı sürer. Daha sonra nöbet başlar ya da başlamadan aurayla birlikte sona erer.

Aura bir nevi avantaj diye düşünüyorum. Örneğin aura sürecine girer girmez ütü, ocak vb. gibi dikkat edilmesi gereken şeyleri kapatıyorum daha sonra herhangi bir tanıdığımın yanına gidiyorum. Bu açıdan avantaj olarak düşünülmesi oldukça mantıklı. 

Aurayı her hasta yaşamayabilir. Yaşayan hastaların çoğunda da yaşadığı hisler genelde benzer şekilde tekrarlanır. Bendeki aura durumları nöbet sayıma göre değişiyor. Eğer uzun süre sonra ilk defa olduysa (ne yazık ki bu süre en fazla dört haftayı buldu) kendimi bir sis perdesi arkasına çekilmiş hissederim, kendime sorular sorarım -neredeyim, ne yapıyorum, güvende miyim- yani derealizasyon yaşarım. Ardından korkmaya başlarım. Korku ise beynin temporal lobundaki amigdalanın etkilenmesi ile ortaya çıkan bir durummuş. Amigdala, duygusal hafıza ve duygusal tepkilerin oluşumunu sağlıyor. Başta korku olmak üzere, duyguların denetiminden sorumlu küçük bir bölüm. Korkmaya başlar başlamaz içgüdüsel gibi bir tanıdığımı arıyorum. Bu genelde eşim oluyor. Aura sırasında bilinçli olduğum için eşimin bulunduğu en son yeri düşünerek oraya gitmeliyim diye kendimi şartlandırıyorum. Etrafımda ütü ocak gibi kapanacak bir şey var mı diye kontrol edip eşimin yanına doğru yol alıyorum. Tüm bunların 30 saniye içinde yaşandığına inanabiliyor musunuz?
Eğer nöbetlerim ardarda geldiyse ileriki yaşanan auralarda, bu durumların üzerine, değişik tat, değişik koku alma durumları da eklenebiliyor. Ve alıştığım için artık korkmuyorum, nöbet sayısı çoğaldı diye genelde ağlıyorum. Yani amigdalam her halükarda dürtülmüş oluyor.

Mikropsi, makropsi gibi durumları pek yaşamadım. Ama depersonalizasyon ve derealizasyon bana normal zamanlarda dahi uğrayabiliyor.
En basit örnek bir otobüstesiniz karşınızdaki kişiye bakarken kendinizi birden oymuş gibi hissedip onun duygularını hissettiğinizi düşünüyorsunuz, yaşadıklarını hayal ediyor yaşayacaklarını planlıyorsunuz. Veya sokakta yürüyorken bir evin penceresine bakıyorsunuz diyelim, kendinizi bedeninizden ayrılmış uçarak o pencereden içeri girdiğinizi düşünüyor ve odayı geziyorsunuz. Normal zamanda böyle şeyler yaşayabiliyorum. Eğer kendimi o ruh halinden çıkarmazsam bu bazen auraya dönüşüyor gibi hissediyorum. Korkarak o durumdan kendimi silkeliyor normale dönüyorum.
Aurayı ben başlatıyor olabilir miyim diye çok düşündüm. Buna dair tıp kaynaklarında herhangi bir bilgiye rastlamadım. Aura sandığım duygu durumu, hiçbir zaman nöbete dönüşmedi ve her zaman kolaylıkla o durumdan kopabiliyorum. Bu yüzden hissettiğim şey aura olmamalı. Yaşadığım her depersonalizasyonda aurayı yaşadığımı sanarak kokuyorum sanırım, durum bundan ibaret.

Yaşadığımız değişik duygu durumlarını, psikolojik olayları veya başka türlü bünyemize ters düşen herhangi bir durumu inceleyerek, araştırarak aslında ne olduğunu öğrenmek insanı rahatlatmıyor mu sizce de? Bazen iyileşmemize bile yarayabiliyor. Araştırmak, öğrenmek bir nevi o durumu yenme güdüsüdür. Hiçbir zaman pes etmeyin.

Bilgiyle kalın...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder